Modern beslenme biyokimyasının en heyecan verici alanı, besinlerin genlerimizin ifadesini nasıl değiştirdiğidir.
Proteinler amino asitlere ayrılır. Vücut bunları öncelikle doku onarımı, enzim sentezi ve bağışıklık fonksiyonları için kullanır. Proteinler enerji kaynağı olarak en son tercihtir; bu durumda amino grubunun atılması ( üre döngüsü ) gerekir. 2. Mikro Besinler: Biyokimyasal Çarkın Dişlileri
beslenme biyokimyası, tabağımızdaki gıdanın DNA'mıza, hormonlarımıza ve hücrelerimize fısıldadığı dili anlamaktır. Sağlıklı bir yaşam, bu biyokimyasal makinayı doğru ham maddelerle beslemekten geçer.
Vitaminler ve mineraller enerji vermezler ancak enerjinin açığa çıkmasını sağlayan enzimlerin ve koenzimleri olarak hayati rol oynarlar.
Genetik yapımızın besinlere verdiği tepkiyi inceler (örneğin, bazı insanların kafeini daha yavaş metabolize etmesi). 5. Mikrobiyota: "İçimizdeki Laboratuvar"
Diyetin gen ekspresyonu üzerindeki etkisini inceler (örneğin, omega-3 yağ asitlerinin iltihap genlerini baskılaması).
Karbonhidratlar glikoza parçalanır. Glikoz, hücrenin ana enerji birimi olan ATP üretimi için glikoliz ve Krebs döngüsü süreçlerine girer. Fazla glikoz, karaciğer ve kaslarda glikojen olarak depolanır; bu kapasite dolduğunda ise de novo lipogenez yoluyla yağa dönüştürülür.
Beslenme biyokimyası, besinlerin hormonlar üzerindeki etkisini de inceler. Tokluk ve açlık hissi sadece bir duygu değil, biyokimyasal bir sinyaldir.